Cinsel Gücü Havuş Arttırıyor
Bol bol havuç tüketin
İçerdiği falcarinol etkin maddesi nedeniyle havucun kansere karşı önleyici özelliği bulunduğunu kaydeden Saraçoğlu, “Bu etkin madde tümörün büyümesini yavaşlatabilme gücüne sahip. Yemeklerinizde veya salatanızda tercihli olarak kullanacağınız havuç bir beslenme şeklidir. Eğer, onun tedavi veya önleyici gücünden faydalanmak istiyorsanız, mutlaka kürünü uygulamanız gerekir” diye konuştu.
Cinsellikte Gizli Silahlar
Eski çağlardan beri insanoğlunun ilgisini çeken afrodizyaklar, özellikle Uzakdoğu kökenli öğretilerde geniş biçimde yer alıyor. Sözgelimi, seks sanatı olarak bilinen Taoculuk’ ta besinler “yin” ve “yang” olarak ikiye ayrılıyor. Kadınlar için yin, erkeklere için yang türü besinler öneriliyor.
Yin besinler; yeşil ve lifli sebzeler, az miktarda balık eti ile meyve ve baklagillerden oluşuyor. Yang gıdalar ise; tuzlu ve fazla pişmiş yiyecekler ile kök bitkiler, hayvansal besinler ve hububatları kapsıyor. Taocu felsefede, insanların tavsiye edildiği şekilde beslendikleri takdirde, her zaman mükemmel bir cinsel yaşam sürdürebilecekleri iddia ediliyor.
Hindistan’daki bazı yoga öğretilerinde fazla şekerli yiyeceklerden kaçınılması istenirken, Çinliler polen içeren gıdalar alınmasını tavsiye ediyorlar.
Beslenmenin insan yaşamında doruğa çıktığı zamanın başlangıç noktası, anne karnındaki döneme rastlıyor. Yani cinsel hayatımızın ne kadar renkli ve etkili olacağı annemizin karnındayken şekillenmeye başlıyor.
Diyabet ve Beslenme Uzmanı Prof. Dr. Nazif Bağrıaçık bu konuda şu bilgileri veriyor: “Besinleri; proteinler, karbonhidratlar, yağlar, su, vitamin ve mineraller olarak 6 gruba ayırabiliriz. Bunların çoğu, kalori sağlayan, günlük hareketi temin eden besin kaynaklarıdır. Yani bir tür yakıt. Ama vücudun kalıcı maddeleri protein, vitamin ve minerallerdir. Bunlar organizmanın esas yapı taşını oluştururlar. İşte, seksüel organların ve hormonların gelişimi de anne karnında, bu yapı taşlarının konmasıyla başlıyor. Bu evrede eksik ve kötü beslenme, açlık gibi durumlar, çocukta bir fonksiyon eksikliğine neden olabiliyor.”
Prof. Dr. Bağrıaçık, seks yaşamı için ikinci önemli evrenin gelişme yaşı olarak adlandırılan ergenlik dönemi olduğunu söylüyor ve şöyle devam ediyor:
“Bu dönemde yetersiz beslenme kadar aşırı beslenmenin de olumsuzlukları görülüyor. Şişmanlık, oburluk, fazla yağlı gıdalarla beslenme gibi alışkanlıklar cinsel organların fonksiyonlarını engelleyen veya azaltan etki yapıyor. Bir erkek çocuk 7-12 yaş arasında birden bire kilo alırsa yumurtalıkları küçülüyor ve gelişmesi zayıflıyor. Kız çocuğunun ise adet görmesi gecikiyor, göğüsleri gelişmiyor. Rahimde ya da yumurtalıklarda gelişme bozuklukları ortaya çıkabiliyor.”
Uzmanlar, cinsel performansı artırmak için çeşitli ilaçlara yönelmektense, düzenli ve sağlıklı bir beslenme programı izlemenin çok daha yararlı olacağını savunuyorlar.
Domates ve kayısı cinselliğe yararlı
Cerrahpaşa Tıp Fakültesine yapılan bazı araştırmalarda domates ve kayısıda bulunan PP vitaminin cinsel performansı ve isteği artırdığını ortaya çıkardı. Bu durum, hem C vitamini hem de PP vitamini açısından zengin olan domatesi sofraların baş tacı ediyor.
Cinsel performansı artıran maddeler arasında başı, iyot ve B vitamini çekiyor. B vitamini en çok buğdayda bulunuyor. Ayrıca C vitaminini de unutmamak gerekiyor. C vitamini almanın en ideal yolu ise sabah kahvaltısında ya da ara öğünlerden birinde bir kase çilek yada kivi yemek. Ayrıca yeşil sebzelerde portakal, mandalina ve greyfurtta da C vitamini olduğunu unutmayın.
Özellikle erkekler günlük çinko alımına dikkat etmelidir. Çünkü çinko, erkeğin sperm üretimini artıran mineraller arasında yer alıyor. Erkeklerin pırasa, lahana türü sebzeleri bolca tüketmesi gerekiyor.
alıntıdır…….
Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar Hakkında Bilgiler

Bu başlık altında toplanan hastalıklar iki insan arasında oluşan cinsel nitelikli yakın temasla bulaşan mikrobik (bakteri, virüs, parazitlere bağlı) hastalıklardır.
Bu başlık altında toplanan hastalıklar iki insan arasında oluşan cinsel nitelikli yakın temasla bulaşan mikrobik (bakteri, virüs, parazitlere bağlı) hastalıklardır. Zührevi hastalıklar olarak da anılan bu hastalıkların bir kısmı yalnızca genital bölgede belirtilere neden olurken (kadında vajinal akıntı, erkekte üretradan (idrar borusundan) akıntı, her iki cinste genital bölgede ülser (yara) gibi), diğer bir kısmı tüm vücudu etkileyen genel belirtilere neden olurlar (frengi, hepatit B ve AIDS gibi).
Bu hastalıkların bir kısmı için en önemli bulaşma yolu iki insanın cinsel nitelikli yakın teması iken (genital siğil, herpes simpleks (genital uçuk), vajinit gibi), diğer bir kısım hastalıklar cinsel yolla bulaşmaya ek olarak kan yoluyla (AIDS ve hepatit B’nin virüsü taşıyan kanın nakledilmesiyle bulaşması gibi, anneden bebeğine henüz doğmadan frengi bulaşması gibi) ve cinsel ilişki dışındaki yakın temasla da bulaşabilmektedir (anneden bebeğine doğum esnasında veya doğum sonrasında emzirme ve bakım esnasında bulaşan genital siğil, herpes simpleks (genital uçuk) ve hepatit B gibi, aile içinde günlük yaşam koşullarının paylaşılması sonucu bulaşabilen hepatit B gibi).
Bu gruptaki hastalıkların bulaşması için heteroseksüel ilişki (kadın-erkek cinsel ilişkisi) koşul olmadığı gibi, bulaşma için gerçek cinsel ilişki olmaksızın enfeksiyonu taşıyan birinin genital bölgesiyle yakın temas bile hastalığı almak için yeterli olabilmektedir (genital siğil gibi).
Sitede anlatılan hastalıkların çoğu için cinsel ilişki dışında da çeşitli bulaşma yolları mevcuttur. Bu yüzden bu hastalıklardan birine yakalanan kişinin partnerini, ya da partnerin hastalığa yakalanan kişiyi sadakatsizlikle itham etmesi haksızlık olabilir. Dahası CYBH’larda görülen belirtiler başka hastalıklarda da görülebilir ve yalnızca belirtilere dayanarak, tanı konmadan karşı tarafı suçlamak anlamsızdır.
Cinsel yolla bulaşan bir hastalığı olan kişinin hastalığın var olduğu zaman dilimi içinde ilişkide bulunduğu kişilere durumu bildirmesi ve bu kişilerin de kontrolden geçmeleri için uyarıda bulunması; tedavi bitene kadar, doktorun belirlediği süre içerisinde hiçbir cinsel aktivitede bulunmaması veya doktorun izniyle prezervatif koruyuculuğu altında ilişkide bulunması partner(ler)ine ve topluma karşı en önemli sorumluluğudur.
Yaşınıza göre cinsellik
20li yaşlarda
Seksin olumlu yanı?
Kaslarınızın en sıkı ve gergin olduğu dönem, özellikle de doğum yapmadıysanız… Kan dolaşımınız hızlı olduğu için daha çabuk tahrik olursunuz. Vücudunuzun diriliği ve inceliği kendinize güvenmenizi ve sekse yatkın olmanızı sağlar. Cinselliği yeni yeni keşfetmeye başladığınız ve bundan büyük bir heyecan duyduğunuz yaşlar 20′li yaşlardır. Gençlik ve dinamizm, güzellik ve arzu, erkekler ve seks… Yepyeni bir denize yelken açmanın keyfini sürersiniz.
Seksin olumsuz yanı?
Acemilik dönemini henüz tam olarak atlatamadığınız için, sabit bir ilişkiniz yoksa -hatta varsa da- isteklerinizi dile getirme ve partnerinizin isteklerine duyarlı olma konusunda biraz tutuk davranırsınız. Uçuk fantezilerinizi gerçeğe dönüştürmeye utanır, karşı tarafın sizin hakkınızda yanlış fikirlere kapılmasını istemezsiniz. Bu duygular da sizi, seksi ve orgazmı doya doya yaşayabileceğiniz bir dönemde bunu yapmaktan alıkoyar. Kısacası, orgazm olurken ses çıkarmamaya, hatta bunun için ağzınızı kapamaya çalıştığınız, zaman zaman biraz gülünç duruma düştüğünüz bir dönemdir 20 yaş ve sonrası.
Ne yapabilirsiniz?
İşe, vücudunuzu keşfetmekle başlayın. Siz bedeninizi yeterince tanımaz, zevke açık ve duyarlı bölgelerinizi bilmezseniz, bunu karşı tarafa nasıl gösterebilirsiniz ki? Hiçbir şeyi aceleye getirmeyin ve paniğe kapılmayın. Aptal durumuna düşme korkusunun kronikleşip sizi cinsellikten soğutmasına ve orgazm olmanızı engellemesine izin vermeyin. Ama ‘çok fazla zevk almıyorum, neden acaba?’ sorusunu da sakın kafanıza takmayın çünkü bunu yaparsanız daha da fazla gerilirsiniz. Bu işi biraz zamana bırakın. Emin olun, ilerleyen yıllarda çok daha muhteşem orgazmlar yaşayacaksınız.
30′lu yaşlarda
Seksin olumlu yanı
Deneyim ve tecrübe dengesinin ideal olduğu bir döneme girmişsinizdir. Artık daha düzenli bir şekilde orgazm olmaya başlarsınız. Bilhassa 30′ların başında vücudunuzu hem çok iyi tanır, hem de çok beğenirsiniz. Seks sizin için gözünüzde büyüttüğünüz bir olay değil, gündelik hayatın eğlenceli ve renkli bir parçasıdır artık.
Seksin olumsuz yanı
30′ların sonuna doğru hormon seviyeniz düşmeye başlar ve beraberinde vajinal kuruluk ortaya çıkar. Doğum yaptıysanız kaslarınız artık eskisi kadar güçlü değildir. Evliyseniz cinsel hayatınız büyük olasılıkla tekdüzeleşmeye başlar.
Ne yapmalısınız?
Kaslarınızı sıkılaştırmak ve forma girmek için spor yapmaya başlayın. Beyninizi sekse yönlendirmek içinse yapabileceğiniz birçok şey var. Öncelikle evliyseniz eşinizle yeni deneyimler yaşama konusunda harekete geçin ve düş gücünüzü de harekete geçirin. Sevişirken sevişmekten başka hiçbir şeyi düşünmemeye çalışın, nasıl olsa daha sonra sorunları çözmek için bol bol vaktiniz olacak. Seksi önemseyin ve ilk gençlik yıllarınızın heyecanını yakalayıp bugünün tecrübeleriyle birleştirmeye bakın.
40′lı yaşlarda
Seksin olumlu yanı
Sürpriz! Yapılan araştırmalar 40- 49 yaş arasındaki kadınların her sevişmelerinde orgazm olma şanslarının, 20′lerinde ve 30′larında olanlara göre çok daha yüksek olduğunu gösteriyor. Evlilik ve işten kaynaklanan sıkıntılar azalmış, düzen oturmuş, sekse konsantre olmak için beyinde yer açılmıştır. Yaşadığınız olumlu ya da olumsuz tüm deneyimlerden aldığınız derslerle, vücudunuzu ve partnerinizin vücudunu avucunuzun içi gibi tanıyarak ve fantezilerinizi hayata geçirerek harikalar yaratabilirsiniz.
Seksin olumsuz yanı
Tabii ki menopoz… Bu durum hormonlarınızın daha da azalmasına, daha sinirli olmanıza ve seks sırasında sıkıntı ve acı hissetmenize neden olabilir.
Ne yapmalısınız?
Pes etmeyin! Düzenli seks, işin sırrı burada… Haftada en az iki kez sevişmek cinsel isteğinizi daha da arttıracak, enerji seviyenizi yükseltecek ve sizi dinçleştirecektir. Bunun yanında düzenli olarak spor yapmayı sakın ihmal etmeyin. Cinsel sıkıntılar yaşıyorsanız bunları partnerinizle paylaşmaktan ve çözüm yollarını onunla birlikte aramaktan çekinmeyin.
Orgazm hamilelikte zararlı mı

Gebelik dönemi kadın hayatının en karmaşık dönemlerinden biridir. Psikolojik ve bedensel çok sayıda değişimin izlendiği bu dönemde kadının bir takım alışkanlıklarının da değişmesi ve yeni bir yaşam biçimini benimsemesi doğal bir adaptasyon şeklidir. Bununla beraber yaşanan bu sürece uyum adına yapılanların, yanlış bilgilenmeler yüzünden, henüz var olmakta olan bebeği korumak adına takıntı halini alması doğru ve açık bilgilendirme ile engellenebilir. Burada hekim-hasta ilişkisinin net ve anlaşılır kurulması gebe ve eşini rahatlatmakla beraber; gelişmekte olan bebek için her koşulda en doğrunun yapılabilmesine olanak sağlamaktadır.
Özellikle cinsellik konusunda bilgilenme-bilgilendirme alışkanlığından yoksun yani bizimki gibi toplumlarda gebelikle beraber cinselliği konuşmak daha da zor bir hal almakta ve bu da bilginin, yerini yanlış inanış ve gereksiz korkulara bırakmasına neden olmaktadır.
Nedir doğrusu? Gebelikle beraber cinsellik sona ermeli mi, yoksa cinsel hayatın devamı aynen mümkün müdür?
Hamileliliğin ilk dönemlerinde başka bir nedene dayanan düşük tehdidi söz konusu değilse cinsel ilişkinin düşüğe yol açması söz konusu değildir!
Hamilelik, embriyonun ana rahmine düşüp tutunması ile başlar. Bu dönem kadının henüz gebe olduğunu bilmediği ancak aslında sürecin başladığı bir dönemdir. Gebelik teşhisine kadar geçen sürede – ki bu 2-3 hafta kadar bir zamanı içerir- kadınlar hamile oldukları bilgisinden bağımsız, normal hayat rutinlerine devam etmektedir. Haliyle cinsel hayatları da her zamanki şeklindedir. Bu esnada yaşanan cinsel ilişkiler aslında gebelik adına en riskli dönem olmasına rağmen gebeliğin başlaması adına bile bir risk teşkil etmezler. Hamilelik teşhisi konulduktan sonra da cinsel ilişkiye devam etmemek bu nedenle de gereksiz bir tedbir sayılabilir. Embriyonun oturduğu rahim boşluğu ile ilişkiye girilen vajina aynı organ değildir. Vajina kubbesi ile rahim boşluğu arasında anatomik ve kimyasal bariyerler mevcuttur. Bu nedenle cinsel ilişki sırasında bebeğe zarar vermek söz konusu olamaz. Ancak ilişkinin gerek travmatik gerekse kimyasal açıdan ilk üç ay içerisinde düşüğe yol açıp açmaması yine de bilimsel açıdan da bir merak konusu olmuş ve bu konu üzerine bilimsel çalışmalar da yapılmıştır. Yapılan çalışmalarda başka nedenlere bağlı olarak düşük tehdidi olmayan kadınların cinsel ilişkiye girmesinin düşük olasılığını artırmadığı kanıtlanmıştır. Bu nedenle de eğer gebeliğinizde başka bir nedene dayanan düşük tehdidi söz konusu değilse cinsel ilişkinin düşüğe yol açması söz konusu değildir.
Gerektiğinde psikolojik destek yardımı almaktan çekinmeyin
Gebeliğin ilk üç ayında anne adayında genel olarak bir halsizlik, uyku hali, mide bulantısı mevcuttur. Bu agresif değişimler anne adayının cinsellikten uzaklaşmasına ve isteksizliğine neden olabilmektedir. Bu çok doğal ve aynı zamanda geçici bir süreçtir. Anne adaylarının çok az bir kısmında bu isteksizlik altta yatan başka nedenlere bağlı olarak devam edebilir. Bu durumlarda çiftlerin birbirine açık, yardımcı ve anlayışlı olması sürecin daha kolay geçirilebilmesini sağlamaktadır. Çiftin zorlandığı durumlarda psikolojik destek alınması ilişkinin geleceğinde sorunun devam etmesini engelleyebilir.
Gebeliğin İlerleyen Dönemlerinde İlişki Sayısında Bir Sınırlama Yoktur
Gebelik ilerledikçe anne adayının hormonal dengesinde de değişiklikler olmaktadır. İlk 12- 14 hafta hamileliğin en zor geçirilen dönemiyken sonrasında anne adayı çok belirgin rahatlayacaktır. Vücudunda hissettiği genel halsizlik, bulantı gibi şikayetler biter. Dahası değişen hormon dengeleri ile çok daha enerjik, mutlu ve heyecanlı bir hal alır. Bu dönemler kadınların gebelik döneminde libidosunun en yüksek olduğu dönemlerdir. Genital bölgedeki kanlanma artışı sayesinde daha kolay uyarılır ve daha kolay orgazma ulaşabilir. Bu libido artışı tamamen normaldir. Ve cinsel ilişkiye girmenin bu dönemde de herhangi bir zararı olmadığı gibi ilişki sayısında bir sınırlamada yoktur. Çiftler, birbirinin ihtiyaç ve talepleri konusunda anlayışlı ve sabırlı davranarak, istediklerini yaşayabilirler.
Orgazm Anne ve Bebek İçin Risk Oluşturmuyor
Bu konuda yanlış bilgilenmelerden biri de orgazm olmanın bebek ya da anne sağlığı açısından bir risk teşkil edebileceği düşüncesidir. Orgazmın kadın vücudunda nelere sebep olduğu uzun yıllardır bilinen bir gerçek. Bununla beraber, yine uzun zamandır gebe kadınların orgazm yaşamaları sırasında ve sonrasında bedeninde oluşan değişiklikler bilimsel açıdan bilinmektedir. Gebe kadının orgazm olmasının bebeğe ya da kendine hiçbir zararı yoktur. Orgazm sonrası genel bir rahatlamadan sorumlu olan endorfin salgısının, bebeğin de yararına olduğu da bir gerçektir. Bu nedenle cinselliği hem en istekli hem de en rahat yaşayabileceğiniz ikinci üç aylarda bu konuda çok rahat olabilirsiniz. Ayrıca gebeliğin bu ayları kendinizi en çekici hissettiğiniz döneminiz olduğundan partnerinizle olan cinsel hayatınız için çok renkli ve değişik deneyimler de söz konusu olabilir.
Gebeliğin Son Dönemlerinde Cinsel İlişki, Halk Arasındaki Yaygın Kanının Aksine, Erken Doğuma Neden Olmaz
Hamileliğin son dönemlerinde anne adaylarını en çok yoran şey karnında giderek büyüyen bir ağırlık taşımak ve beraberinde gelen ödemin yıpratıcı etkileridir. Bu dönemde ve özellikle doğuma yakın zamanlarda anne adayları kendilerini daha hareketsiz kılar ve kötü hissetmeye başlarlar. Çoğu kez gebelerin aklına cinsellik gelmemektedir. Üstüne üstlük bu dönemlerde cinsel ilişkinin erken doğuma neden olabileceği de sıkça karşılaşılan bir düşüncedir. Ancak genel kanının aksine cinsel ilişki varlığı ya da sayısının erken doğumla bir ilişkisi saptanmamıştır. Gebeliğin doğuma yakın zamanlarında da cinsel ilişkiye girilebilir. Burada en başta yaşanan sorunlardan biri bebeğin varlığından kaynaklanan cinsel birleşmede teknik yetersizlik olabilir. Bu sorunu cinsel birleşme pozisyonunda farklılık yaparak aşmak mümkündür ve bebeğe herhangi bir zarar verme olasılığı yoktur.
Gebelik, hayatınızı devam ettirebileceğiniz ve kadın olarak yaşayabileceğiniz en güzel ve özgün deneyimdir
Sonuçta hamilelikte cinsel ilişkinin bebeğe ya da anne adayına en ufak bir zararı bulunmamaktadır. Eğer anne adayının bu duruma engel bir problemi varsa ya da yüksek riskli bir gebelik mevcutsa bu durum hekiminiz tarafından size bildirilecektir. Bütün bunlardan önemlisi gebenin kendi durumu hakkında hekimden bilgi alması ve gebelikte yapabileceklerini kendine özgü belirlemesidir. Herhangi bir tıbbi probleminiz bulunmadığı koşullarda cinsellik yaşamaktan çekinmenize hiçbir neden bulunmamaktadır. Gebelik, hayatınızı devam ettirebileceğiniz ve kadın olarak yaşayabileceğiniz en güzel ve özgün deneyimdir. Bu muhteşem döneminizde cinselliğinizi de sınırlamanız gerekmeyecektir.
haberturk.com




