İzmir Diye Bir Kent
– İZMİR DİYE BİR KENT –
İzmir’de sabahlar, masum bir yüzün dudağının kıyısındaki gülümseme gibi durur Kordon’da… Muzip ve garip bir çekiciliği vardır o gülümsemenin… Farkında olmadan “Günaydın”ınınıza ortak ettiğiniz çayla şekerin buluşmasıdır çoğu kez.
Yudumlanan çaya karışır iyot kokusu. Yolcu vapurları uzaktan görünür, usulca sokulur ve iplerini teslim eder telâşlı çımacıya, böylece yürekten bağlanır kıyıya..Gündelik kaygılarına, akşamdan kalan düşleriyle birkaç adımda geçen insanları taşımanın yorgunluğuyla İzmir’e doğru gerinir köhne vapurlar… Karşıyaka’dan içine çektiği derin nefesi Pasaport’ta bırakır… Dağılır insanlar evrak masalarına, ikiyüzlü sohbetlerine, illâki kesin sınırlarla belirlediği iş ortamlarına, teknolojinin tuşlarına…
“Denizi olan kentlerin insanları, denizi olmayan kentlerin insanlarından daha şanslıdır” diyor kendisine yazar demeyen bir yazar. “ Çünkü çekip gidebilme özgürlüğünü içinde duyan deniz insanlarının ceplerinde taşıdıkları umutları vardır.”Yüzü maviliklere dönük bu kentin sokak aralarında umut toplar kirli sokak çocukları… Bütün olumsuzluklara rağmen uyanırlar güne, yaşları genç olsa da, vapurlar kadar yaşlı bedenlerini kaldırıp ağaç altlarından, güne geçiriverirler bir çırpıda…
Her kentin bir sesi vardır, en net sabah saatlerinde duyulan… Kulağımızı saat kulesine dayadığımızda, geçen zamanın sabırsız tik-takları karışır bu sese. Bu kentin sesi: Martıların dedikodularından, sokak çocuklarının kahkahalarından, vapurların iç çekişlerinden, rüzgârın uğultusundan, telâşlı insanların ayak seslerinden ve saat kulesinin yelkovan çığlıklarından oluşur…
Ve her kentin bir kokusu vardır, sevgililerin ten kokusu gibidir vaz geçilmez. Başka kentlerin meydanlarında çarpsa da yüreğimiz, yıllar sonra duyduğumuzda da aynı kokuyu, anılar çimdikler durur inatla. Bu kent: deniz, fesleğen, kekik ve tarçın kokar…
Balkonlarına koyu makyajlar yapar İzmir’in insanları… Her ne kadar kimisi depo olarak kullansa da balkonlarını, çoğu sera görüntüsündedir. Begonya, küpeli, canan, sarmaşık ve sardunyalarının her rengine boyarlar saksılarını. Ve yakalarına yapışan ağustos sıcaklarından bir an olsun kurtulabilmek için, gözlerini uzaklara ilikleyip serinlemeye çalışır yaşlı kadınlar.
Kordon’da akşamüzerinden, akşama kızıl bir sedef eşliğinde geçilirken, gül satan çingene kadınları, nazar boncuğu almanız için ısrar eden kirli yüzlü kız çocukları ve buzlu bademciler tanıktır en çok masa sohbetlerine. Pasaportla tüm bağlarını koparan gemiler Karşıyaka’ya kavuşurken, heyecanlanır martılar… Ve utanır Saat Kulesi: kent geceye yaklaşırken, akrep ile yelkovanın sevişmesine tanıklığından…
Karanlık gizlemeye çalışırken sokak aralarının yalnızlığını, herkes evlerine dağılırken, en çok sabahları çay kokularında kalabalıklaşır ve çay kokusunu özler kentler… Çünkü çaya katık edilen günaydınlar yarınsıllık taşır yüreklerde. Yarın da her şeye rağmen umuttur dillerde…
Unutamadığıma
UNUTAMADIĞIMA Sen, Yalnızlığın ne demek olduğunu bilir misin? Sen hiç, bir resme bakıp bakıp ölesiye ağladın mı? Saç tellerini sürdün mü yanaklarına Anıları taşıdın mı göz kapaklarında Boşluğa bir isim yazmaya, Çalıştın mı saatlerce? Sen hiç, Gece yarılarında Sokak lambasına anlattın mı Sevdiğini nasıl özlediğini? Karanlığa, sessizliğe koştun mu çıldırasıya? Yoruldun mu ümitsizlikten, Kahrettin mi yaşamına ? Ve sonra, Açtın mı avuçlarını o meçhule Bir ses, bir eski şarkı duymaya çalıştın mı? Sen hiç, Onun gezdiği yerlere Göz yaşlarınla İsmini yazmaya çalıştın mı? Göğsünde yanan o kor ateşi Hançerlemek geldi mi içinden Sen hiç, Ümitsizlikten kanlanmış bir çift gözle Dua ettin mi Allah’a Bağırdın mı, haykırdın mı? Son nefesinle Hala beklediğini, hala sevdiğini…
Destina
Bir bahar akşamında gel Ellerim uzanmış seni bekler Sana açtım gözlerimin köşesini Gel Destina seni bekliyorum . Her gece senin yokluğunda Bin sefer daha ölmek istiyorum Her güneşin doğuşunda gelmeyecek diyorum Gel Destina seni bekliyorum . Eskimiş şarkılarla tüketme beni Yok etme beni bu yalnızlığın içinde Kafa tutamıyorum artık bu sessizliğe Gel Destina seni bekliyorum . Dur diyemiyorum artık zamana Ölmüşcesine uzanıyorum bu geceye Seni soruyorum tren düdüklerine Gel destina seni bekliyorum . Gizleyemiyorum artık göz yaşlarımı Yıkılsın bu evren, bitsin kağırlar diyorum Ölmek istiyorum bir türlü ölemiyorum Gel Destina ne olur seni bekliyorum . Ansızın uzat ellerini pencereme Doldur boş kadehlerimi gözlerinle Doldur içimi o tatlı sesinle Gel Destina ne olur seni bekliyorum . Bu bir Altungüneş Şiiridir
Bir Güzel insan Berin Taşan
Bir Güzel insan Berin Taşan
Dönemin güçlü edebiyat dergisi Varlık’ta ilk şiiri yayımlandığında Berin taşan 18 yaşındadır.
’Bizden Sonra’ adındaki şiirin içindeki şu mısralar, genç bir şairi muştulamaktadır:
(…) Belki de kulaklarımız çınlamayacak/ Radyoda Alişim söylenirken./yakamadığımız çoban ateşleri.”
Aynı günlerde dönemin ünlü eleştirmeni Nurullah Ataç, Ulus Gazetesinde onun için şunları yazar:
”Öğütçülüğe kalkmadan, sesini yükseltip boş seslere düşmeden, yüreğimizi saran tatlı üzüncünde en büyük nimetlerden biri olduğunu bilerek söylüyor. (…) Berin Taşan günün birinde bize çok güzel şiirler verirse şaşmam.”
Dergilerde çıkan şiirleriyle edebiyat çevrelerinden olumlu notlar, değerlendirmeler alan Berin Taşan’ın ilk şiir kitabı ön dört yıl sonra gün ışığına çıkar: Ellerim, Gözlerim, Yüreğim.(1960)
İkinci şiir kitabı Yüzünün Bir Yanında (1969) yine edebiyatçıların, yazarların yoğun ilgisiyle karşılanır.
Ceyhun Atuf Kansu’nun bu kitapla ilgili uzun yazısının son bir kaç cümlesini okuyalım. ”Sesini Şiran’dan, Merzifon’dan, Beyazıt alanı ve Sinop kalesinden geçirerek ağıtla yakmış, çakmak taşı ile bilemiş; bir dağ başı yeli gibi sardı beni.
Benim ozanlarımdan biridir o. Şiirine sevgidir duyduğum, yurduma, haklıma duyduğum sevgi gibi.”
Önce (1986) Berin Taşan’ın üçüncü kitabıdır. Bu da öbürleri ölçüsünde edebiyat kamuoyunda ilgi görmüştür.
Bekir Yurdakul, Taşan’ı çok güzel tanımlamış: ” Tam kırk çeşidini bilse de sarmaşık gülün, kırk düşünür, kırk tartar, bir söyler;alçak gönüllü bir dil dervişidir o.”El hak öyledir!
Berin Taşan’ı tanıyanlar, onun şiiriyle kişiliği arasında bir bütünlük bulmakta zorlanmazlar. Yaşamın hemen her alanında tutturduğu düzey, şiirinin ve yazılarının ikiz kardeşi gibidir;bunun sadece rastlantı olduğu elbette söylenemez.Çünkü aydın davranışını hep diri tutan, ”olduğu gibi görünmek ve göründüğü gibi olmak”, onun benimsediği dünya görüşünün abecesidir.
”Atın nalıyla mıhı arasında”kalmayı göze alan (Şimdi, 1960) ozanın, kimselere vereceği hesabı mı olur?
Toplumcu bir şaiirdir Berin Taşan.Ülke toprakları üzerinde yaşayan halkın acısını, dertlerini yüreğinde taşıyan bir şiir emekçisidir o.Ülkeye karanlık çöktüğünde, bir kara bulut gibi, herkes susup bir kenara çekildiğinde, ışığa, aydınlığa, mücadeleye çağırır insanları. İşte, ‘BİRAZ DAHA’ şiirinde olduğu gibi:
Sen bozacaksın oyununu bezirganın
Yalanın, dolanın , paranın
Üstüne oynanan kumarın
Biraz daha doğrulsan yerinden
Evinden çıkıp yürüsen
Üstüne üstüne karanlığın.
.
Ve işte ”HAYDİ”adlı şiiri:
Seni hep uykularında kandırıyorlar
Giydirip kuşandırıp götürüyorlar
Benim için ne derlerse yalan diyorlar
Bir odaya kapatmışlar çıkarmıyorlar
Sen güneşi görmeden edemezsin
Uyan kan uykusu bu, canan!
.
Sarmaşık gülleri koparıyorlar
Atın başını bırakmıyorlar
Temmuzu küstürmüş kaçırıyorlar
Sen sevmeden edemezsin
Benim işim var de, uyan!
Bir tepsi donattım, neyim var neyim yok
Sabahtan beri baş ucundayım
Neyim var neyim yok ortada
Ben şairsem, parasızsam, bu şiiri yazmışsam
Elimdeki avucumdaki senin
Atın gideceği bir ince yoldur
Güvercin besler, gül satar yine sana bakarım!
.
Bir tadımlık Berin Taşan anlatmaya çalıştım sizlere;biliyorum, tadı damağınızda kaldı şiirlerinin.Daha fazlasını istiyorsanız, bu güzel insanın o güzel şiirlerini bulun ve okuyun…
Yusuf Hayaloğlu – İşte Gidiyorum
30 Mart 2010 Yazan admin
Kategori Video Klip İzle
Iste gidiyorum,
Toprak alsin benim de bu hazin öykümü..
Iste gidiyorum, gurbet yorgunu gövdemi
Cukura kim indirecek?
Iste gidiyorum,
Bu menhur cinayeti, simdi cikip kim üstlenecek?
Cürüdü gözlerim, yüregim, bu yagmurlu sehirde..
Iste gidiyorum,
Beni kaldirin, hicranim kalsin tenesirde..
Size yüzyillardir sesini kaybetmis
Bir türküyü söyleyecektim..
Ve bir yayla rüzgari sefkatiyle
Kirpiginizin ucundan öpecektim..
Bir masum türküydü sadece
Yüzbünlerce magdurun gönlünde
Belki söyleriz hep birlikte
Belki, mahserin birinci gününde..
Nasil sevmistim hepinizi.. nasil böyle oldu akibetim?
Ve nasil cöle döndü
O benim gül-gülüstan memleketim?
Iste gidiyorum, hicbiriniz, hicbir dilde beni anlamadiniz,
Ben basimi verdim, sizinse
Insafsiz bir linc oldu karsiliginiz..
Iste gidiyorum,
Pencerisiz bir dünyanin bilinmez labirentine..
Iste gidiyorum,
”Saclarindaki yildizlari arik koparabilirsin anne.?
Sonunda kaptirdim gönlümü
Ölüm denen o kaypak türküye..
Ve iste kurtuldun benden
Sen olasin ey Türkiye
Elbet benim de vardi,
Kendime ve yurduma dair umutlarim..
Belki biraktigim yerden sürdürür
Dostlarim, karim ve cocuklarim..
Catladi yüregim, catladi sazim..
Demek ki böylemis yazim..
Sizlere armagan olsun
Sizlerden ödünc aldigim bu yürek sizim..
Bu nasil hapis Tanrim..
Sabah sabah bu ne hikmet, bu ne sis ?
Kalbime son mermiyi sikmak
Sana mi düstü ey güzel Paris ?.
Iste gidiyorum, kalmadi söyleyecek son sözüm..
Dediginiz gibi olsun be
Dediginiz gibi olsun gözüm .
Iste gidiyorum,
Tükenmisti inancim, bu nankör hayata dair..
Belki benim icin birkac misra döktürür
Hayaloglu diye bir sair..
Yusuf Hayaloğlu – İşte Gidiyorum şarkı sözü Yusuf Hayaloğlu – İşte Gidiyorum mp3 Yusuf Hayaloğlu – İşte Gidiyorum video Yusuf Hayaloğlu – İşte Gidiyorum klibi



