İzmir Diye Bir Kent

31 Mart 2010 Yazan admin  
Kategori siirler

–  İZMİR DİYE BİR KENT –

       İzmir’de sabahlar, masum bir yüzün dudağının kıyısındaki gülümseme gibi durur Kordon’da… Muzip ve garip bir çekiciliği vardır o gülümsemenin… Farkında olmadan “Günaydın”ınınıza ortak ettiğiniz çayla şekerin buluşmasıdır çoğu kez.

       Yudumlanan çaya karışır iyot kokusu. Yolcu vapurları uzaktan görünür, usulca sokulur ve iplerini teslim eder telâşlı çımacıya, böylece yürekten bağlanır kıyıya..Gündelik kaygılarına, akşamdan kalan düşleriyle birkaç adımda geçen insanları taşımanın yorgunluğuyla İzmir’e doğru gerinir köhne vapurlar… Karşıyaka’dan içine çektiği derin nefesi Pasaport’ta bırakır… Dağılır insanlar evrak masalarına, ikiyüzlü sohbetlerine, illâki kesin sınırlarla belirlediği iş ortamlarına, teknolojinin tuşlarına…

       “Denizi olan kentlerin insanları, denizi olmayan kentlerin insanlarından daha şanslıdır” diyor kendisine yazar demeyen bir yazar. “ Çünkü çekip gidebilme özgürlüğünü içinde duyan deniz insanlarının ceplerinde taşıdıkları umutları vardır.”Yüzü maviliklere dönük bu kentin sokak aralarında umut toplar kirli sokak çocukları… Bütün olumsuzluklara rağmen uyanırlar güne, yaşları genç olsa da, vapurlar kadar yaşlı bedenlerini kaldırıp ağaç altlarından, güne geçiriverirler bir çırpıda…

       Her kentin bir sesi vardır, en net sabah saatlerinde duyulan… Kulağımızı saat kulesine dayadığımızda, geçen zamanın sabırsız tik-takları karışır bu sese. Bu kentin sesi: Martıların dedikodularından, sokak çocuklarının kahkahalarından, vapurların iç çekişlerinden, rüzgârın uğultusundan, telâşlı insanların ayak seslerinden ve saat kulesinin yelkovan çığlıklarından oluşur…

       Ve her kentin bir kokusu vardır, sevgililerin ten kokusu gibidir vaz geçilmez. Başka kentlerin meydanlarında çarpsa da yüreğimiz, yıllar sonra duyduğumuzda da aynı kokuyu, anılar çimdikler durur inatla. Bu kent: deniz, fesleğen, kekik ve tarçın kokar…

       Balkonlarına koyu makyajlar yapar İzmir’in insanları… Her ne kadar kimisi depo olarak kullansa da balkonlarını, çoğu sera görüntüsündedir. Begonya, küpeli, canan, sarmaşık ve sardunyalarının her rengine boyarlar saksılarını. Ve yakalarına yapışan ağustos sıcaklarından bir an olsun kurtulabilmek için, gözlerini uzaklara ilikleyip serinlemeye çalışır yaşlı kadınlar.

       Kordon’da akşamüzerinden, akşama kızıl bir sedef eşliğinde geçilirken, gül satan çingene kadınları, nazar boncuğu almanız için ısrar eden kirli yüzlü kız çocukları ve buzlu bademciler tanıktır en çok masa sohbetlerine. Pasaportla tüm bağlarını koparan gemiler Karşıyaka’ya kavuşurken, heyecanlanır martılar… Ve utanır Saat Kulesi: kent geceye yaklaşırken, akrep ile yelkovanın sevişmesine tanıklığından…

       Karanlık gizlemeye çalışırken sokak aralarının yalnızlığını, herkes evlerine dağılırken, en çok sabahları çay kokularında kalabalıklaşır ve çay kokusunu özler kentler… Çünkü çaya katık edilen günaydınlar yarınsıllık taşır yüreklerde. Yarın da her şeye rağmen umuttur dillerde…

http://www.hossefa.net/sohbets.gif

mIRC 6.17

Yorumlar



Yorumlarınızda resiminizin gözükmesi için, gravatar a abone olun!